Müttefik - Forumlar
0
   Ana Sayfa   oyuna gir Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
08 Ocak 2009, 19:24:12 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: Oyunumuza üye olan kullanıcılarımız, forumlara katılabilmek için forumlara da üye olmalıdır.
 
Sayfa: 1 ... 16 17 [18] 19 20 ... 28   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Meraklısına..Öylesine..  (Okunma Sayısı 10124 defa)
veysfreak
Muttefik
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 14



Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #255 : 05 Temmuz 2008, 13:44:41 »

Dostluklar nasıl oluşuyor? Unuttuk mu yoksa?..

Ne zorluklar çektik bu günlere gelene kadar değil mi? Neler yaşadık neler…

Bu hızlı kent hayatı yoksa dostluk duygusunu aklımızdan mı aldı?... Yüreğimizden mi çaldı?... Bizi bizden mi ayırdı?…

 

Nasrettin Hoca bir Cuma günü camide cemaate namaz kıldırmak üzere ezan okunsun diye bekliyormuş. Bir adam gelmiş.

"Hocam" demiş! "Eşeğimi yitirdim..."

Hoca da adama;" Şu cuma namazını kıldıralım, senin eşeğin çaresine bakarız, kolay" demiş.

Hoca namazı kıldırmış, vaazini vermiş ve cemaate dönmüş:

"İçinizde hiçbir dostuyla bir bardak çay içip saatlerce konuşmamış, dostuyla sekiz saatlik yürüyüşe çıkıp hiç konuşmadığı halde sıkılmadan yürüyüşünü tamamlamamış ve komşunun kızına kem gözle baktı diye dost bildiği arkadaşını arkadaşlıktan silmiş biri var mı?" diye sormuş. Arka sıralarda saf tutmuş biri parmağını kaldırıp,

"Ben varım Hocam..." demiş. Hoca eşeğini yitiren adama dönmüş,

"Al bu adamı git, bundan büyük eşek olur mu? Yitirdiğin eşeğin yerine kullanırsın" demiş.

Dostun yoksa... Eşekten farkın ne?

 

Ölümsüz düşünür Sokrates'e öğrencileri sormuş; Dostluk nedir? diye.

Sokrates de onlara şu yanıtı vermiş;

"Çocukluğumdan beri arzuladığım bir şey vardır. Kimi insan atları olsun ister, kimi insan köpekleri... Kimisi altını, kimisi de şanı şerefi; bense bir dostum olsun isterim..."

 

İnsan biriktiren varlık... Para biriktiriyor... Rafında ilaç biriktiriyor. Borsa da hisse senedi, naftalin kokulu döviz, antika biriktiriyor. Gençse plak, kaset, cd, makyaj malzemesi biriktiriyor. Yorgun bir ihtiyarsa namaz, niyaz biriktiriyor. (Muhakkak biri var bizde de)

 

Bazıları da Kuledibi'nde Çukurcuma'ya, Üsküdar'da Eskiciler Çarşısı'na, Unkapanı'nda Horhor'a gidip; antika lambalar, cam şişeler, eski koltuklar, tesbihler, antika paraları biriktiriyor. Alimse kitap biriktiriyor. Cahilse kin biriktiriyor, nefret biriktiriyor.

 

Dost biriktirmeyi içimizden kaç kişi deniyor?

Evet kabul ediyorum, insan birçok kişiyle beraber mükemmel dost olamaz… Fakat bunca şey biriktirirken dost biriktirmeyi neden unuttuk?...

Unutmayalım dostlar unutmayalım, kendimizi zorla unutturmayalım…

 

Allah a emanet olsun Tüm Dostlar veTüm Dostluklar...
Logged

Sözü çok olanın, yalanı dahi çok olur imiş;
Yüksek müsaadelerinizle...
Zerodelphia
Muttefik
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 6


Delgado Zero


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #256 : 05 Temmuz 2008, 16:31:18 »

Seyret hal-i üstad derya gibi muntazam
Kaydet her kelimesinde muazzam intizam
Sebat et sözümde oyuna gelme ihtiyatlı ol bre
Azam oldu zaten insan yaratılanlar içinde
Yaşına göre sen büyüksün, başına göre bi başkası
Bizim tektir amma kiminin her gün degişir aşkısı
İntihar ederken bile bir '' ya ölürsem? '' kaygısı
Çoktan aradıgını unutmuş dalgın insan tayfası
Kapıyı çalar ecel gözünden geçer ezel
Gel bugün zoru becer gayrı ele ne geçer
Bilmem ölüm kimi seçer ? o gün kim öne geçer ?
Heba olan hayatına karamsar bir elveda



Ay olsan güneş dogunca batacaksın sen de her yıldız
gibi
Ah bıraksam üzerlerine saldıracaksın köpek gibi. Nefret




Ah tabi ya, ölüm ani ya. Nasıl unutulur dünya fani ya?
Çekip alır üzerinden agırlıgı ya tek hakim var gül baki

ya ?
Logged
fatih
Muttefik
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593


K@rıNdeŞeN_J@cK......... Walter Sickert!!!

faith23@example.com
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #257 : 14 Temmuz 2008, 15:07:26 »


DOĞUM GÜNÜ HEDİYESİ

Fırına geldiğimde ortalıkta ekmek görünmüyordu. Eski bir
dostum olan fırıncı,"Biraz bekleyeceksin hocam," dedi.
"İki-üç dakikaya kadar çıkartıyorum."

Kenardaki tabureye oturup beklemeye koyulurken, içeriye
yaşlıca bir adamın girdiğini gördüm. Eskimiş ceketinin sol
yakası altında bir madalya parıldıyor ve yürürken hafifçe
topallıyordu. Selam verdikten sonra, fırıncının tezgahına
yaklaşarak, "Ekmeklerimi alayım," dedi.
"Benim ikizler acıkmıştır."

Fırıncı, adamın kendesine uzattığı torbayı alarak tezgahın
altına eğildi ve bir gün öncesine ait olduğu anlaşılan
ekmeklerden dört-beş tane çıkardı.

Ben o arada oturması için kendi yerimi o adama vermiş,
tezgahın yanına iyice yaklaşmıştım. Ekmeklerden birkaç
tanesinin şekli değişmiş, katılaşmış, taş gibi olmuştu.

Fısıltı şeklinde fırıncıya sordum. Neden taze ekmeği
beklemesini söylemiyorsun? Biraz sonra çıkacak ya!..

"Bayat ekmekleri kendisi istiyor." dedi fırıncı. "Çok fakir
olduğundan, ona yarı fiyatına veriyorum."

"Kim bu adam?" diye sordum.

"Kore gazilerinden " dedi. "Oğluyla gelini bir trafik kazasında
vefat edince, ikiz torunlarını yanına almıştı. Yıllardır
onlara bakıyor, hem de çok az bir maaşla."

Fırıncının anlattıkları karşısında içimin yandığını hissediyor ve
ufak da olsa bir şeyler yapmak istiyordum.

"Aradaki farkı ben vereyim," dedim. "Hiç olmazsa bugün
taze ekmek yesinler." Fırıncı, teklifimi kabul etti ve biraz
sonra da, fırından yeni çıkan taze ekmekleri adamın torbasına
doldururken şekli bozuk, bayat ekmekleri de tezgahın altına koydu.

"Çok şanslısın hacı amca," dedi. Çocuklar için sana
bugün pasta gibi ekmek vereceğim."

Yaşlı adam, bir evlat sevgisiyle kucakladığı torbayı
göğsüne bastırırken. "Allah, senden razı olsun evladım" dedi.
"Bugün onların doğum günü olduğunu nereden biliyordun?"
Cüneyd Süavi
Logged

.....MoĞOLL@R_F@ith_K@RINDEŞEN_J@CK.....
                       ___( 5 )___

        ~~~~~ Northern Lights ~~~~~
lahmacun
Ziyaretçi
« Yanıtla #258 : 14 Temmuz 2008, 22:44:08 »


Arıyorsun devamlı..Hayatını anlatan en uygun sözcük bu olsa gerek.Aradığın bir insan görünüşte ama bence öyle değil.Hayatını biyerlerde kaybetmiş olmalısın,arayışın bundan.mutluluğun orda kalmış,yüklediğin oluşturduğun anlamlar da öyle.Bir şeyleri eksik yaşamış gibi..Giderken dönüp dönüp gerine bakıyormuşsun gibi..Arkanda bıraktıklarından memnun değilmişsin,bunu yaparken bir şeylerini,sende önemli yer tutan bir şeylerini kaybetmişsin gibi.Ama aradığının farkına varmadan dönüp duruyorsun.Gidiyorsun başı,ucu düşünmek gereksizmiş gibi.Arkamda unuttuğum şey bi gün gelip önümde beliverecek der gibi bi umutla,ama o umudu sımsıkı bastıran,gecikmişliğin getirdiği umutsuzlukla..Ya pişmansın ya da tatmin edilemedin.Belki de büyürken hayatla ilgili çok fazla düş kurdun,onun sana verecekleri hakkında fazla beklentilerin vardı,önüne sunulmasını istediğin birsürü şey vardı.Harekete geçmen.çaba harcaman gerektiğini anladığın an daha doğrusu çevrenden gördüğün an hayal kırıklığı yaşadın.İşte o anda pes ettin,durakladın.O zamandan beri de hayatın ve biz dünya insanlarının gerisinden takip diyorsun zamanı.Hayatın senle birlikte büyüyemedi.Bu da yordu seni..Mükemmeli ararken bu defa “idare eder”lerden bile uzaklaşıyorsun,uzaklaştıkça gözlerin daha da görmez oluyor hayatı.Puslu sisli şekillerden gayret edip bir şeyler öğrenmeyi,gözlerini kısıp,hatta gözlüklerini takıp hayata çok uzaklardan bakmayı denediğindeyse başarısız oluyorsun.Kurtuluşu ise hala o anlamsız umutta arıyorsun.kendiliğinden..Kendiliğinden olsun her şey istiyorsun.bizlerle arandaki mesafe uzuyor..

Anlıyorum seni anlamasına..anlasam da ne yapacağımı bilemiyorum.yardım etmek istiyorum biyerlerinden tutunmanı sağlamak istiyorum bir şeylere,ama beni ya da herhangi birini yanına yaklaştırmıyorsun.Duvarların var.dışındaki karanlıktan kendini öyle koruyacağını sandın.İnsanlara da bunu şöyle açıkladın:”ben,içimdeki ışığı herkese göstermemek için bu duvarları ördüm.”halbuki yalan bu.Karanlıktan korkuyorsun sen de çoğu gibi.Yalanına kendin de inandın şimdi ise şaşkınsın.Belki de senin çözümün olabilecek bi ipucunu topraklarla örttün sakladın.Kendin de inandın işte.Yalnızlığı seviyorum dedin inandın inandırdın.Ama sevmiyorsun içinde.Bunun ara ara sen de ayırdına varıyorsun ama geçiştiriyorsun hemen.Sevgiye açsın ama sevgi gördüğün yerden uzaklaşıyorsun.Sevgi sözcükleri,sevgi vermeye hazır yürekler itiyor seni,sen onları itiyorsun ya da. Yine o duvarların ardına saklanıp düşünmeye başlıyorsun.Güçlü olduğuna bir kez daha inandırıp kendini,suçu kadere,dünyaya,muhtaç olup nefret ettiğin insanlara atıyorsun.Hırçın oluşun bu yüzden.Kalenin,duvarlarının dibine diktiğin güleryüzlü bekçi,seni oynuyor,mutluluğu oynuyor,gücü oynuyor.gelenlere ”merhaba,bakın gülümsüyorum” deyip dişlerini gösteriyorsun.Mutlu sanıyoruz seni.Ama o dişlerinle tüm dünyayı kemirip hırsını almak istediğini görüyorum ben.. Bir tek ben görüyorum bunu ama sen beni görmüyorsun.

Tüm geç kalışlarını, pişmanlıklarını, nefretlerini,kendine göremediklerini,insanlarda bulamadıklarını,hayallerini,düşmüşlüğünü,güçsüzlüğünü ama uğraşsan hemen görüvereceğin açığa çıkarıp ortaya koyabileceğin gücünü,sevgiyi,düşünceyi,tüm düşüncelerini tek bir şeyde toplamak,yoğunlaştırmak istiyorsun.Sonra da o şeye sahip olmayı..Bu şimdilik biri.. Bir sevgili.. Kimbilir belki daha sonra bir eş,ya da bir iktidar.. Ya da sahip olma hırsı,iyelik,belki çok sonraları bencillik.Yani sen.. Senin egon.. Kendini korumaya çalışırken,kendinle yapayalnız kalırsan,bu sefer tehlikeleri bile özlersin.Emniyetli duvarların düşmanların olur o zaman..Hhapsolursan biyerlerde,gün ışığına çıkmaya karar verdiğinde herkes orayı terk etmiş olursa,asıl ölümün o zaman olur.Anlık değil ruhun can verene dek ölürsün..
« Son Düzenleme: 14 Temmuz 2008, 22:47:30 Gönderen: lahmacun » Logged
GeneLKurmaY
Muttefik
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 32


zσdi@ć


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #259 : 16 Temmuz 2008, 14:05:33 »

çok güzeldi...
teşekkürler lahmacun Gülümseme
Logged

*3 Valley of the Wolves (#72973) 532k 819m ZoDi@C 2 Goblin Son


*146  GeneLKurmaY (#72973)  67k 84m  Yok Goblin  Karanlık
İmperius3
Ziyaretçi
« Yanıtla #260 : 16 Temmuz 2008, 16:38:58 »

günah günah Dil çıkaran
Logged
Zaknafein
Ziyaretçi
« Yanıtla #261 : 16 Temmuz 2008, 16:50:58 »

Hep böyle birşey yapmak istemiştim. Hani yaparlar ya kanseri, AIDS'i, gribi atlatmış kişiler, kitap yazarlar iyileşince.

Kanseri Nasıl Yendim
Keneyi Nasıl Çektim
Azrail'e Nasıl Siktiri Çektim

Ben de böyle birşey yazmak istedim hep. Ne bileyim, ölümlerden döneyim, yamulayım sonra kitap yazayım. Efsaneleştireyim öykümü. Süper birşey yapmışım gibi tabulaşayım bir kitapla. Uzun zamandır sigara içiyorum, kanser olmadım. Oldurmayan Allah oldurmuyor işte.. Benim hiç ölümden dönüş hikayem olmadı. Ben hiç bir efsane gibi ölümü yenişimi anlatamadım.. Yapabildiğim sadece 'Kolumu Nasıl Kırdım', 'Kafamı Nasıl Yardım' falan oldu. Ama bugün başka bir gün. Bugün ölümü yendim! Efsaneleştim artık!

Bizim evimizde babaannem yaşar. Çok hasta, kendisine bakamıyor. Mecbur bizimle birlikte kalıyor. Tipik bir 'babaanne'. İsrafın her türlüsünü sevmez. Çatıya bıraktığım sigara izmaritlerini bile uç uca ekler, yeni bir sigara yapar, bana içirir. Sevmiyor kaynakları boş yere harcamayı. Bu dün gece yine krize girmiş. Su damlamasın diye çeşmeleri delicesine sıkmış, yemekler artmasın diye bir oturuşta bütün buzdolabını yemiş, falan filan. Uyumadan önce de dışarıdaki boş şişelerin üzerine su doldurmuş, dolaba koymuş. Amacı, yarısı dolu şişelerin lavaboya dökülüp kanalizasyona akıtılmaması gibi görünse de aslında pintilik. Ne var, iki damla su dökülse? Görsen böyle, Al Gore gibi kurum kurum kuruluyor evin içinde. Lüzumsuzsa söndürüyor ampulleri teker teker. Dünyayı kurtaracak sanki.
Neyse, bu almış şişeyi doldurmuş. Dolaba koyup uyumuş.

Sabah 11.30 sularında uyandım. Yüzümü yıkadım, su içmek istedim. Dolabı açtım, elime yeşil bir Fruko gazoz şişesi aldım. Kapağı sıkıca kapatılmıştı. En sevmediğim şey.. Ne diye kapatırsınız şişelerin kapağını bilmiyorum. Nasılsa açılacak onlar. Uyku sersemliğinin de etkisiyle zar zor açtım şişeyi. Bardak aradım doldurup içmek için. Yoktu etrafta. Dolapları karıştırıp bardak bulmak fikri uykunun da etkisiyle çok saçma geldi. Üşendim. Şişeyi kafama diktim. Çenemden aşağıya damlayan suları, her yutkunuşumda boğazımın şişip inmesini hayal ediyordum. Hesapta kana kana su içecektim. Ama olmadı. Babaannemin su sanıp üzerini doldurduğu ve dolaba koyduğu şişe aslen bir Klorak şişesi imiş. Şu tuvalet temizlemekte kullanılan sodyum hipoklorik içerikli asidik sıvı. Düşünsenize, su diye Klorak koymuş dolaba. Ve ben bunu içtim. Lanet olsun ki onu içtim.
Sıvının gırtlağıma değdiği an bir kusma isteği geldi. Midem sanki yukarıya çekiliyordu. Gırtlağım alev almış gibiydi. Burnuma gelen Klorak kokusu beni kendime getirdi. Su sanıp içtiğim şey tuvalet temizlemekte kullanılan o iğrenç kokulu şeydi. İçtiğim ilk yudum mideme ulaştığında müthiş bir sancı hissettim. İki büklüm attım kendimi yere. Krize girmiş kuduzlar gibi ağzımdan garip sıvılar çıkarıyordum. Hırlayarak kusuyordum içtiğim Klorağı. Midem, dudaklarım, dilim herşey hissizleşmişti. Midemde kalan son Klorak damlası çıktığında ben yerde su diye sürünüyordum. Gırtlağım tarif edilemez bir biçimde yanıyordu.

Annem koşarak mutfağa girdi. Çığlık çığlığa 'noldu sana' diyordu. Yahu, sinirlendim şimdi bak yine, nasıl cevap vereyim ben sana annecim? Köpek gibi hırlıyorum orada, çölde kalmış Mecnun gibi arada 'su' diyorum, soru soracağına su versene bana. Vermedi. İnatla 'noldu' diyordu. Bana yardım edemeyeceğini anladığımda çok geçti. Gırtlağım her zamankinden daha fazla yandı, midemi kustum. Evet, midem önümde dans ediyordu. Yanılmışım, gözümün bir anlık kararması sonucu hayal görüyormuşum meğer. Gözüm açıldığında ayağa kalkacak enerjiyi toplamıştım. Annem hala soru soruyordu. Klorağı alıp dikmek geldi o an içimden. Ölmem için çabalıyordu sanki kadın. Bir yudum su vermedi.

Ayağa kalktığımda biraz sakinleşmiştim. Suyumu kendim içtim. Her yutkunuşumda gırtlağım yanıyordu. Annem elinde koca bir yoğurt tabağı ile yanıma geldi, 'ye bunu' dedi. Klorağın yanında iyi gidiyormuş yoğurt. Bir kaşık almayı denedim, kokusu kusmama yetti. Sürekli kusuyordum, nedensiz.

Apar topar giyinip hastaneye koştum. Midemi yıkayacağını söyledi görevli hemşire. Genç ve güzeldi. Sarı saçları alnına düşmüştü, gözüne çektiği kalem ve fındık burnu tam bir uyum içerisindeydi. Onu gelinlikler içinde hayal ettim. Aman Allahım, ne güzel olmuştu. Pembe panjurlu evimizde çocuklarımız ile kahvaltı yaptığımızı da hayal ettim. İki hamileliğin ardından kilo almıştı. Gözaltları kırışmış, yanakları sarkmıştı. Çok çirkin göründü gözüme. Evlenmekten vazgeçtim.

Doktorun karşısındaydım. Az önce midemi yıkamıştı. Gülümsüyordu. Kıllı elleri, kahverengi gözleri, ağarmaya başlayan saçları vardı. Damatlıklar içinde hayal ettim. Aman Allahım, ne yakışıklı olmuştu. Fakat bu düşünceyi hemen aklımdan atmam gerekti. Elalem görse ne derdi.

Mideme sokulan o iğrenç hortum odanın bir köşesine atılmıştı. Soluk borumun içinde hayal ettim. Aman Allahım, ne güzel görünüyordu. Fakat ilişkimiz başlamadan bitmeliydi. Çünkü farklı dünyaların varlıklarıydık.

Eve döndüm. Bir süre ateşler içinde yattım. Arada kustum. Fakat midem o güzel hortum tarafından özenle temizlenmişti. Endişe edilecek birşey yoktu.

Evet, ölümü yenmiştim. Klorağı yenmiştim artık! Efsaneydim. Ve efsaneler ölmezdi. Sadece şekil değiştirirdi. Kendimi şekil değiştirip kedi olmuş hayal ettim. Aman Allahım, ne sevimliydim.

Ölümü yenmiştim ulan, daha ne?
Logged
YALCOO
Kayıp Krallık Muhafızları
Muttefik
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 826



Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #262 : 16 Temmuz 2008, 16:57:20 »

Allah korumuş yav...verilmiş sadakan varmış...babaannene selamlarımı söyle ellerinden öperim saygıyla bilemezki o şişenin ne olduğunu...bu arada babaannenle huylarımız %90 aynı Sırıtan Sırıtan Sırıtan çok geçmiş olsun Gülümseme
Logged

***KARACALAR***
fuqistan
Ziyaretçi
« Yanıtla #263 : 16 Temmuz 2008, 20:08:57 »

çok duygulandım Ağlayan Ağlayan

süperdi Sırıtan Sırıtan Kahkaha
Logged
Heroes_Empire
Muttefik
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1.035


Rakı+Balık=Aganın Yeri


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #264 : 18 Temmuz 2008, 20:09:14 »

Geçmiş olsun abi tekrardan.
Logged

Northern LightS    ~    Heroes Empire

sinek-vale
Muttefik
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 957


Rakı+Balık=Aganın Yeri


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #265 : 18 Temmuz 2008, 21:08:41 »

zakna gene 10 numara yazı yazmısın yazı yazmıssın dıyorum yazıs tarzını begenıyorum...

 basından gecen olay gercekten cook kotu Allah kurtarmıs ee dedıgın gıbı öldurmeyen Allah öldurmez Gülümseme  tekrardan gecmıs olsun
Logged

*1 sinek - vaLe (#30106)   479,009    1,738,163,381      T.C Vip   Nightwalker   Son

"  Fatih SuLtan Mehmet Han  "


Northern LightS ~  sinék - vaLe




   FB
fuqistan
Ziyaretçi
« Yanıtla #266 : 22 Temmuz 2008, 09:39:21 »

BİR PUSU DÜZENLİYOR HERŞEYİ...


 
 Aşk değil bu merhamet
akşamın durmayan atlarından anlıyorum bunu
zaman boşluklarında dönmeyen başımdan

İki sayıklama arasına bir günü sıkıştırıyorum

Biliyorum, aşk değil bu merhamet
sözgelimi bir tramvay özlüyor beni
zihni karışıyor bir ırmağın
denizin çukurlarına saklamak geliyor içimden
bütün çalar saatleri...

Çünkü bir pusu düzenliyor her şeyi
av ve ölüm mevsimlerini

Bense yanımda huysuz bencil bir çocuk
bir ikindi vakti
açık bırakılmış o pencereyi düşlüyorum

Yavaş yavaş ölüyor bütün romantikler
hızla iyileşmiyor aşk yaraları...

CEZMİ ERSÖZ

not: üstteki şiirle alakasız..
http://video.eksenim.mynet.com/video/105792 ben etkilendim şahsen izlemenizi öneririm
« Son Düzenleme: 22 Temmuz 2008, 09:41:51 Gönderen: warland » Logged
lahmacun
Ziyaretçi
« Yanıtla #267 : 23 Temmuz 2008, 18:57:56 »

Gitti gidiyor.. Dibi sıyırılmış tencere gibi. Sıyırırken iyi ama bittiğinde, kalan kırıntıları gördüğünde bütününü hatırlamak zor. Ne kadar iyi aşçı olursan ol eskisi gibi olmayacak.. Yavaş yavaş hazırlanmamı söylüyor arkamda duvarda duran saat ve sayfa halindeki takvim. Hazırlanmalıyım artık,hazırlamalıyım kendimi. Ne kadar gitme desem de içimden, duymayacak zaman, gidecek.

Bilinmeyen ne varsa gizem yaratacak hepsi. Biliyorum. Ne olup bittiğini anlamamak daha zevklidir hep..Aynı şimdi olduğu gibi. Hayat her zaman mutlu olacağım şekilde iteklemiyor arkamdan, bunu da biliyorum.. Zaten yardım istemiyorum ben de ondan. Şeytan vardır hani, dürter bazen. Ona bile o kadar kayıtsızım ki vazgeçti benimle ilgilenmekten.

Çok şey öğrendim ben. İnsanlar dedim mesela. Hep ana yolları severler. Bu yüzden varamadılar belki de gitmek istedikleri yerlere.. Ben hep ara yolları sevdim. Bellidir ana yolların ulaştığı yerler.. Onları ve yolcularını hiç sevmedim.

3D kuralını öğrendim bir de ben.. İşlemez o dedim.
Doğru yer, doğru zaman, doğru kişi.. Doğru zaman hiç gelmedi ya da gelmeyecek, beklemek olmaz dedim. Zaman benm hazır olduğumda hiç gelmedi. O geldiğinde de ben hazır değildim.

Çok anlamsız herşey. Uzaktan geçen uçağın haberi bile yok senden.. Ne diye bu umursama?! Dil fırsat vermez bazen insana. Herşeyin en iyisini o bilir belki de, kim bilebilir dedim.
Ne oldu bilmiyorum..
Ama daha doğru diyor film.
Acı yok.. Acı yok..
Logged
KATSUMATO
Muttefik
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 65


Vatan Sana Canım Feda


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #268 : 23 Temmuz 2008, 19:14:38 »

geçmişler olsun. bu sefer iyilere bişi olmamış. bende sakarya depremine gönüllü olarak gitmiştim. düş almak için su yerine klorağı elektrikli ısıtıcı ile ısıtıp yıkanmıştım.  Karizmatik banyo olmadığı için merdiven altında duş alırken. yahu diordum etraf ne kadar çamaşır suyu kokuyor. dışarı çıkınca saçlarımın çok ince olduğunu hissettim. sonra başımda bi yanma. anladım hemen. ve berbere koştum. allahtan sanayideki berberler depremden çökmemiş tek katlı olduğu için.
Logged

her söze verilecek bir cevabım vardır elbet. Bir söze bakarım sözmü diye bide söyleyene bakarım adammı diye. ona göre konuşurum.
fuqistan
Ziyaretçi
« Yanıtla #269 : 29 Temmuz 2008, 07:24:45 »

Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini
hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış.
Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde,
kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış.
Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da,
rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.

Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya
başlamış. Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış.
Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye.
Etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya
görmüş. Bir
anda afallamış. Ne düşüneceğini, ne yapacağını
bilememiş. içinden "Ne muhteşem bir çiçek" diye geçirmiş.
Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin
üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.

"Merhaba" demiş papatyaya, "sizi uzaktan gördüm ve yanınıza
gelmek istedim.". Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve
"Merhaba" demiş, "ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten."
Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini,
nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış.

Papatya da ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten
hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş.
Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını
seyretmişler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı
güneşin yakıcı ışınlarından korumuş. Minik kelebek papatyayı çok
sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir
türlü onun yanından ayrılamamış.
Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret
edip de bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan,
incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. Papatya da
kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini.
Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği
kaybedeceğinden korkmuş. Böylece iki sevgili yan yana
ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.

Böylece saatler saatleri kovalamış. Günler geçip de, kelebek
artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya
dönmüş ve; "Üzgünüm ama senden ayrılmam gerekecek" demiş.
Papatya buna bir anlam verememiş. "Neden" demiş. "Yoksa
benim yanımda mutsuz musun?". "Hayır" demiş kelebek. "Bilakis,
sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü
sadece üç gündür. Ve ben de ömrümü
tamamladım. Artık
kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim."

Papatya bu duruma çok üzülmüş ama yapacak bir şey yokmuş zaten.
Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını
fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya "Sevi seviyorum"
diyebilmiş ancak. Papatya donakalmış. Sadece "Bende..."
diyebilmiş kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğulmuş.

İçinden "Keşke onun da beni sevdiğini bilseydim.
Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim." diye geçirmiş.
Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin
acısına dayanamamış. Bir süre sonra yaprakları önce solmuş,
sonra da dökülmeye başlamış.
Her düşen yaprakta papatya, "seviyormuş" diye geçirmiş içinden.

İşte o günden beri, bunu bilen aşıklar,
sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş:
"Seviyor mu, sevmiyor mu?"...
Logged
Sayfa: 1 ... 16 17 [18] 19 20 ... 28   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Theme by m3talc0re. Powered by SMF 1.1.5 | SMF © 2006, Simple Machines LLC MySQL | PHP | XHTML | CSS
Bu Sayfa 0.083 Saniyede 17 Sorgu ile Oluşturuldu